SERTEL GAZETECİLİK VAKFI

Bu web sitesi, Sevim Sertel Ailesi sponsorluğunda hazırlanmıştır

     ANA SAYFA

  VAKIF HAKKINDA

  SERTELLER

  SABİHA SERTEL

  ZEKERİYA SERTEL

  YILDIZ SERTEL

  SEVİM SERTEL

  KURUCU ÜYELER

  YÖNETİM KURULU

  YAYINLAR

  SERTEL ÖDÜLÜ

TAN GAZETESİ VE 4    ARALIK OLAYLARI

  FOTOĞRAF GALERİSİ

  BASIN AÇIKLAMALARI

  BASINDAKİ YANKILAR

TOPLANTI VE ORGANİZASYONLAR

  İLETİŞİM

  LİNKLER

 

 

 

E - POSTA

 
































































































 


SERTEL AİLESİ'NİN YAŞAM ÖYKÜSÜ

SABİHA SERTEL 1895’te Selanik’te, ZEKERİYA SERTEL 1892’de Üsküp’ün Strumca İlçesinde doğdu.

O vakit ki adıyla MEHMET ZEKERİYA 1911’de Selanik Hukuk Fakültesinde okurken bir yandan da “YENİ FELSEFE” adında bir dergi çıkarıyordu. Bu dergi o sıralarda Selanik’te esmekte olan Meşrutiyet devrimi havasına uygundu. Geçmişe sırt çevirip, ileriye bakmak; batılaşmak, batı kültüründen faydalanmak, batı siyasi kurumlarını örneğin parlamentoyu ve meşruti idareyi getirmek isteniyor. Pozitivist felsefeyi, müspet bilimi kabul etmek günün konularıydı. MEHMET ZEKERİYA çıkardığı dergide bu ilkelere yer veriyor, en çok da Osmanlı toplumunda kadının köleleştirilmesi, arkaik geleneklerin, batıl itikatların toplumu geriye götürmesi üzerinde duruyordu. Bu dergide çıkan yazlılarının başlıklarından biri “KAYITLARI  KIRMALIDIR,” idi. Yazı şöyle başlıyor: Bizim eski ancak yanlış bir atasözümüz vardır: Zaman sana uymazsa sen zaman uy, derler. M. Zekeriya’ya göre bu tümcede, ”gerçeği içeren bir düşünce yoktur, ilerlemeyi getiren zaman olmayıp o zamanı yaşayan insanlardır. Zamana uymak ilerlemeyi zamandan beklemek demektir.” M. Zekeriya’nın dergideki diğer yazılarından bazılarının başlıkları da şöyle: “AYIP NE DEMEKTİR?” , “FEMİNİZM KORKULARI- KIZLARIN DÜŞÜNCELERİ” , “20. YÜZYILDA TÜRK KIZLARI VE TÜRK KADINLARI”. M. Zekeriya aynı yıl HAYAT VE ŞEBAB (YAŞAM VE GENÇLİK)  başlıklı bir kitap da yayınladı. Burada geleceğin gençliğin elinde bulunduğu ve bu nedenle gelecek kuşakları müspet bilimle eğitmenin önemli olduğu üzerinde durdu.

Liseyi henüz bitirmiş olan SABİHA NAZMİ de, “YENİ FELSEFE” dergisine yazılar gönderiyor, orada Osmanlı toplumunda kadının utanç verici durumunu eleştiriyordu. Mehmet Zekeriya, Sabiha Nazmi’nin yazılarını çok beğeniyordu. Birbirlerinin yazılarını çok beğenen bu iki insanın ne yazık ki, o günün koşullarında, görüşmeleri olası değildi. Bir aracı yoluyla evlenmeleri dahi söz konusu olmuştu. Ancak Mehmet Zekeriya, “Ben henüz 19 yaşındayım. Babamı yeni kaybettim. Öksüz kalan 4 kardeşimin sorumluluğu benim üzerimde. Henüz tahsilimi bitirmedim, bir meslek edinmedim, evlenmeyi düşünecek durumda değilim,” diyordu. M. Zekeriya bir süre sonra bir burs bularak Fransa’ya gitti. Sorbonne Üniversitesinde sosyoloji okuyordu. 1914’te Birinci Dünya Savaşı çıkınca İstanbul’a döndü. Bu iki insanın evlenmeleri de nihayet 1915’te İstanbul’da gerçekleşti. O sırada İstanbul savaşın sıkıntılarını yaşıyordu. Mehmet Zekeriya Muhacirin Müdüriyetinden aldığı ufak bir memur maaşı ile yaşamak zorundaydı. 1917’de ilk çocukları SEVİM doğduğu vakit bütçeleri kara borsaya ulaşamıyor, çocuğun gıdasını sağlamak için şeker, süt gibi ürünleri alamıyorlardı. SEVİM bir savaş çocuğuydu. Sonraları hep, “savaş koşulları içinde biz o çocuğa bakamadık,” diyeceklerdi.

Savaş bitip mütareke imzalanınca İstanbul düşman işgali altına girdi ve bir direniş eylemi başladı. Sabiha- Zekeriya çiftinin İstanbul’daki evleri direniş merkezlerinden biriydi. Burada, “BÜYÜK MECMUA” adında bir dergi çıkarılıyordu. Bu sırada Zekeriya 23, Sabiha 20 yaşındaydı. Derginin baş yazılarını HALİDE EDİP  yazıyordu. Derginin diğer yazarları ise, M. ZEKERİYA’nın yanında FALİH RIFKI, KÖPRÜLÜZADE FUAT, REŞAT NURİ, FARUK NAFİZ, ÖMER SEYFETTİN gibi günün en üst düzey aydınları ve yazarlarıydı. 1919’da İzmir’in işgaliyle ilgili sayı İngiliz sansüründen geçmedi ve Mehmet Zekeriya derginin sorumlu müdürü olarak Bekir Ağa Bölüğü denen hapishaneye gönderildi.

Bu durumda Sabiha, derginin sorumlu müdürlüğünü üstüne aldı ve Halide Edip’le beraber çalışmaya başladı. Halide Edip’in, bütün Türk vatandaşlarını vatanı korumak yeminine çağırdığı Sultanahmet Mitinginde o da bulunuyordu. Bundan sonra Halide Edip ona bir görev verdi: Kendisiyle direniş hareketinin başında bulunan Esat Paşa arasında habercilik yapacaktı.  Artık Anadolu hareketi başlıyordu. Zekeriya’ya ise Anadolu’ya gizli silah ve adam kaçırma görevi verilmişti. Artık Mustafa Kemal Anadolu’ya çıkmış, İstanbul’da direniş hareketini idare eden bir Milli Meclis kurulmuştu. Sabiha’nın görevi Halide Edip’ten aldığı yazılı mesajları çarşafının altında gizleyerek Milli Meclis başkanı Esat Paşa’ya götürmek, Esat Paşa’dan aldığı yanıtları da Halide Edip’e iletmekti. Sabiha kocaman bir kurtuluş hareketi içinde kendisine verilen bu görevi çok küçük bulmuştu. Zaten bu mekik dokuma çok uzun sürmedi. Halide Edip’ten, Sabiha- Zekeriya çiftine ikinci bir teklif geldi. On iki Türk gencine Amerika’da okumak üzere bir burs sağlanmıştı. Halide Edip, Sabiha ile Zekeriya’yı bu listeye koymuştu. Uzun boylu düşündüler. Tam bir kurtuluş hareketi başladığı sırada yurdu terk edeceklerdi. Öte yandan her ikisi de eğitimlerini tamamlamış değillerdi. Bu düşük bilgi düzeyinde vatana katkıları da sınırlı olacaktı. Yüksek tahsil her ikisinin de idealiydi. Bilgi düzeylerini yükseltmek ve memleket için daha verimli olabilme isteği galebe çaldı. İki buçuk yaşındaki küçük kızları Sevimle beraber New-York’un yolunu tuttular. Burada  Zekeriya Columbia Üniversitesinde gazetecilik okuyacak, Sabiha ise New-York Sosyal Bilimler Okulunda sosyoloji okuyacaktı. O günkü Amerika bugünkü Amerika değildi.  1917 Sovyet Devrimi henüz çok tazeydi. Amerikan üniversite çevrelerinde bu devrimin etkileri görülüyordu. Profesörleri Sabiha ile Zekeriya’ya Marks’ın Engels’in kitaplarını öneriyorlardı. Özellikle August Bebel’in “Kadın ve Sosyalizm” başlıklı kitabı Sabiha’nın kafasında şimşekler çaktırmıştı. Zekeriya ise daha Sorbonne’da profesöründen sorunun zekat yani fakire yardım olmadığını, sömürüyü ortadan kaldırmak gerektiğini öğrenmişti. Yani işçi emeğinin karşılığını almalıydı, sadaka değil. Şimdi Amerika’da bu bilincin üzerine Marks ve Engels’in kitapları geliyordu.

Amerika’daki Sabiha- Zekeriya çiftinin kalbi bir taraftan da Anadolu’da atıyordu. Kurtuluş hareketi güçlendikçe heyecanları da artıyordu. Sabiha Amerika’daki Türk işçileri arasında yaptığı sosyal araştırma sonucu Amerika’nın bir çok yörelerinde ve özellikle Detroit’te işçi topluluklarına konferanslar veriyor ve aynı zamanda Anadolu hareketi için önemli miktarlarda para topluyordu. O kadar ki sonunda Ankara Çocuk Esirgeme Kurumu( o vakit ki adıyla Himaye-i Etfal) Başkanı Fuat Bey paraları toplamak ve bağışları daha iyi örgütlemek için New-York’a gelecekti. Zekeriya ise Amerikan gazetelerine yazı yazacak düzeye gelmişti. New-York Times Gazetesine yazdığı yazılarda Türk Kurtuluş Savaşını anlatıyordu. Amerikan kamuoyuna bunun bir soysuz başkaldırı olmadığını ve Mustafa Kemal’in düzenli bir kurtuluş hareketinin başında olduğunu anlatmak gerekiyordu. M. Zekeriya bu gazetede Ocak 1922’de çıkan bir yazısında Ankara’da yeni kurulan düzende sultana yer olmadığını anlatıyordu. Başka bir yazısında Halide Edip’i Türkiye’nin ateşli “Jeanne d’arc’ı” olarak tanıtıyor ve Kurtuluş Savaşının öyküsünü anlatıyordu.

          TÜRKİYE'YE DÖNÜŞ

1922 sonlarında ikinci çocukları doğdu. Adını Yıldız koydular. Artık eğitimleri de sona eriyor, Türkiye’ye dönüş yaklaşıyordu. Bu rüya nihayet 1923’te gerçekleşti. İlk durakları İstanbul’du. Ancak büyük özlem Ankara’ya ulaşmak ve yeni kurulan düzende kendilerine düşecek görevleri yerine getirmekti. Ne var ki bu rüyayı istedikleri gibi gerçekleştiremediler.

         CUMHURİYETİN KURULUŞ YILLARINDA ANKARA

Türkiye’ye döner dönmez Mehmet Zekeriya   soluğu Ankara’da aldı. Çok geçmeden Basın-Yayın Genel Müdürü oldu, ailesini de Ankara’ya getirtti. Kendi anlattığını göre o vakit ki Ankara çamurlar içersinde, sefaletin kol gezdiği ilkel bir kentti. Ancak İstanbul’da hala hilafeti destekleyen, devrim düşmanı bir basın vardı. Ankara’da esmekte olan yeni kuruculuk havası onları mutlu ediyordu. Orta Çağdan Yeni Çağa geçişi gerçekleştirecek  bir devrime doğru gidiliyordu. Sabiha Zekeriya, Amerika’da edindiği bilgilere dayanarak, bir “Sosyal İnceleme Projesi” gerçekleştirmek istiyordu. Çocuk Esirgeme Kurumu Başkanı Fuat Bey’in desteğiyle bu projeyi hazırladı. Ne var ki proje  kurulda beğenildiği halde, proje  Türkiye’nin o günkü koşullarına uygun bulunmadığı için reddedildi. Öte yandan 1924’te basına sansür getirilince, Meşrutiyet Döneminden beri demokrasi ve düşünce özgürlüğü için mücadele etmiş olan M. Zekeriya bir şok geçirdi ve Basın-Yayın Genel Müdürlüğünden istifa etti. Bundan sonra Sabiha- Zekeriya çifti İstanbul’a döndü. 

         İSTANBUL’DA BAŞLAYAN GAZETECİLİK YAŞAMI

Mehmet Zekeriya’nın İstanbul’da yaptığı ilk iş CUMHURİYET Gazetesinin kurucuları arasına katılmaktı. Mustafa Kemal İstanbul’daki gerici basına karşı koymak için, orada cumhuriyet adında bir gazete çıkarılmasına karar vermiş ve Yunus Nadi Bey’i bu gazeteyi çıkarmakla görevlendirmişti.  Yunus Nadi Bey ise Milletvekili olduğu için Ankara’dan uzun süre ayrılamıyordu. Bu nedenle gazeteyi fiilen çıkarmak görevini Mehmet Zekeriya’ya verdi. M. Zekeriya’yı Selanik’te 1911’de çıkarmakta olduğu “Rumeli”gazetesinde çalışmış yetenekli bir gazeteci” olarak tanıyordu.  Yunus Nadi, Nebizade Hamdi ve Mehmet Zekeriya’dan oluşan bir şirket kuruldu ve 7 Mayıs 1924’te çıkan CUMHURİYET Gazetesinin ilk sayısını fiilen Mehmet Zekeriya çıkardı. Ancak şirket büyüyünce Mehmet Zekeriya’nın ortak olarak katılması olanağı ortadan kalktı ve gazeteden ayrıldı.

         Resimli Ay mecmuası